Ulusal Parti Türk Dünyası Bürosu Başkanı Hüseyin Adıgüzel:
Ulusal Parti ve Türk Dünyası
Ulusal Parti Türk siyasi yaşamına adım attığı ilk günden beri, gerek ekonomik, gerek siyasi, gerekse sosyal meselelerde, nasıl daha önce hiç kimsenin konuşmaya dahi cesaret edemediği meseleleri toplumun önüne bütün açıklığı ile koymuş ve çözüm yolları göstermişse, Türkiye’nin son zamanlarda Türk Dünyası ile olan ilişkilerinde ortaya çıkan sorunları, aynı cesaret ile gündeme getirmiş, ilişkilerin düzeltilmesi için neler yapılması gerektiğini kamu oyunun dikkatine sunmuş bir partidir.
Türk siyasi yaşamında ellinin üzerinde siyasi parti olduğunu tahmin ediyorum. Bunların hiç birisinin, parti içinde oluşturduğu Türk Dünyası ile ilgili çalışmalar yapan birimi yoktur.
AB ile, ABD ile, Arap ülkeleri ile, Rusya ve Çin ile ilgili çalışmalar yapan birimleri vardır, ama Türk Dünyası ile ilgili çalışmalar yapması için kurulmuş bir birimleri yoktur. Ulusal Parti, bu konuda da ilk adımı atmış ve uygulamaya koymuştur.
Ulusal Parti tüzüğünün “Partinin Amacı” başlığını taşıyan altıncı maddesinde “… Ulusal Parti bağımsız, kalkınmış ve Atatürkçü bir Türkiye özlemini gerçekleştirmek için Türkiye’de tüm Türklerin ulus düşmanı akımlara karşı birliğini, dünya çapında ise tüm mazlum ulusların ve Dünya Türklerinin emperyalizme karşı birliğini savunur.” ifadesi yer almaktadır.
Tüzükteki bu ifade Ulusal Parti’nin Türk Dünyası ile kurulacak ilişkisinin şekillendirildiği ve gereğinin yapılmasını emrettiği bir ifadedir.
Ulusal Parti, bu ifade doğrultusunda bir “Türk Dünyası Bürosu” kurmuş ve çalışmalara başlanmasını sağlamıştır. Böylece, Türk siyasi hayatında ilk kez bir siyasi parti, bünyesinde Türk Dünyası Bürosu kurarak Türk halkları ve devletleri ile iyi ilişkilerin kurulması, siyasi bağlamda birlikteliğin sağlanabilmesi ve ekonomik alanda ortak hareket edilebilmesi için çalışma başlatmış olmaktadır.
Ulusal Parti, bu tür bir çalışmayı başlatarak bu konuda ne kadar samimi olduğunu herkese göstermiş, hatta, bazı ulusal sorunlarda Türk cumhuriyetlerinin politikalarına destek vermiştir.
Mesela; Türkiye ile Ermenistan arasında sınırların açılması protokolünü en baştan beri eleştirmiş ve hükümetin yanlış hareket ettiğini, düzenlediği toplantılarda, yaptığı mitinglerde ve TÜRKSOLU gazetesinde yayınlanan makalelerde açık olarak ortaya koymuştur.
Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile dünya politik arenasına bağımsız birer devlet olarak çıkan Türk Cumhuriyetleri, emperyalizmin tarih sahnesine yaygın olarak girdiği 18. yüzyıldan beri Rus Çarlığı’nın ve daha sonra Sovyet devletinin sömürgesi olarak iki yüz yıldan fazla yaşamak zorunda kalmışlardır. Zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları ile sömürgecilerin her zaman dikkatini çeken bu ülkeler, 1991 yılından beri bağımsız Türk devletleri olarak dünya siyasi arenasındaki yerlerini almışlardır.
Sovyetler’in çökmesinden sonra tek kutuplu bir dünya şekillenmesi içerisinde globalleşme- bütünleşme, birlik haline gelme söylemleri gündeme taşınmış, ABD ve AB ekseninde bir globalleşme bütün dünya ülkelerine dikte ettirilmeye çalışılmıştır.
1991 yılından bu yana, hızla yayılan globalleşme dalgası bazen güzellikle, bazen baskı ile, bazen de askeri müdahale ile, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri global dalga içerisine almanın yollarını arayıp durmuştur. ABD önderliğinde, Birleşmiş Milletler ve NATO bu dalganın yayılmasını sağlamakla görevlendirilmiş, bu bağlamda Afganistan ve Irak tam anlamıyla işgal edilmiş ve bütün zenginliklerine el konulmuştur.
ABD’nin yayılmacı politikasının bir ürünü olarak ortaya çıkan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, globalleşmeye direnen İran, Türkiye, Suriye ve Azerbaycan işgal ve savaş tehdidi altına sokulmuştur.
İşbirlikçi hükümetin başının “BOP’un eşbaşkanı” olduğunu ilan etmesi, Türkiye’nin içine düşürüldüğü zor durumun en açık göstergesidir. İçeriden ve dışarıdan tam bir tehdit altında olan ülkemizin, tek kurtuluş yolu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti-Türkiye ve Azerbaycan birliği ile sınırlarını ve Türk Dünyasına açılan kapıyı kontrol altına almasına bağlı gibi görünmektedir.
Gerçekte ABD ve AB ekseninde oluşturulmak istenen global bir dünya düşüncesi, emperyalizmin yeni oyunundan başka bir şey değildir. Sömürgeci zihniyet, küçük bir taktik değişikliği yaparak sömürüyü legal hale getirmeye, sömürülen ülkeleri de sömürüsünün kolaylaşmasına destek olmaya getirmeye çalışmaktadır. Globalleşmenin temelinde yatan gerçek budur! Buna direnen, ülkesini sömürtmek istemeyen devletlere, askeri harekat başta olmak üzere çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımlar da Birleşmiş Milletler, NATO, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası araç olarak kullanılmaktadır.
Dünya üzerinde iki çeşit devlet olduğunu (Sömürenler ve Sömürülenler) bilen Ulusal Parti, globalleşmeye, ABD’ye, AB’ye, NATO’ya, IMF ve Dünya Bankası’na “HAYIR” diyerek tüm Türk devletlerinin ortak olacakları geniş kapsamlı, ekonomik, siyasi ve toplumsal bir birliğin oluşturulmasını istemektedir.
Aslında düz bir mantıkla baktığımızda bu istek de globalleşmeden başka bir şey değildir. Fakat, kendi eksenleri etrafında globalleşmeyi savunanlar, zorla dikte ettirmeye kalkanlar, Ulusal Parti’nin bu düşüncesine şiddetle karşı çıkıyor, Türk Birliğini ya hayal ya da ırkçı bir girişim olarak karalamaya ve çeşitli sorunlar yaratarak engellemeye çalışıyorlar.
Son zamanlarda içte ve dışta, Kırgızistan’da iki Türk boyunun birbirlerini öldürmesini adeta zevk duyarak izleyenler, Azerbaycan-Türkiye eksenine çomak sokmaya kalkanlar, Türk Birliği oluşumu önüne getirilen engelleri yaratanlardır.
Hatırlayınız, Cumhurbaşkanı Gül’den, Kırgızistan’daki olaylara müdahil olması ve acele yurda dönmesi istenmiş o, sadece bir bahane üreterek sanki her gün şehit mezarı ziyaret ediyormuş gibi, “Kore şehitliğini ziyaret etmeyeyim mi?” diyerek istekleri geri çevirmiştir. Bu olay, kimlerin, kimlerin safında yer aldığını açık olarak gösteren tipik bir olaydır.
Gazze’ye yardım(!) gemileri göndermeye kalkan hükümet, en az on beş yıldır, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından sürülen ve göçmen olarak çok kötü şartlar altında yaşayan insanları her zaman görmezden gelmiş, Kuzey Irak’ta Kürt ırkçılığına maruz kalan, baskı ve zorbalıkla evleri ve toprakları ellerinden alının Türkmenler unutulmuş, ama her ne hikmetse Gazze hatırdan hiç çıkarılmamıştır.
Bu olaylar ve olaylara bakış tarzı, içteki ve dıştaki hakim güçlerin Türk milletini insan yerine koymadıklarının çok açık örnekleridir. Çok açık söylemek gerekirse, bugün “Dünya Türkleri” büyük bir tehdit altındadır ve yok edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Tarih bir bilim dalıdır ve geçmişte yaşananları, olayları yer ve zaman göstererek belgelere dayandırarak anlatan tek kaynaktır. Yakın geçmişimizin iyi irdelenmesi, yukarıda vurguladığımız gerçeğin açık olarak görülmesine yeter de artar.
18. yüzyıldan itibaren bugün dünyaya medeniyet ve medenilik satan Avrupalıların ve küçük Balkan ülkeleri ile Rusya’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nu ve dolayısıyla Türkleri yer yüzünden silmek uğruna ne katliamlar ne soy kırımlar yaptıklarının örnekleri ile doludur.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların, bugünkü Romanya ve Moldovya topraklarında, 1912 Balkan Savaşı’nda Sırpların, Bulgarların, Yunanlıların, Karadağlıların koskoca Balkan coğrafyasında, Girit’te, Rodos’ta, Midilli’de, 1895 yılından itibaren Anadolu’da Ermeni çetelerinin, hatta Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların Anadolu’da katlettikleri Türklerin sayısını hiç kimse doğru olarak ortaya koyamaz.
Bir düşünün, sadece Balkan Savaşı sırasında kağnılarla, yayan kaçarak İstanbul’a sığınanların sayısı bir milyondan fazladır. Buradan kıyaslarsanız, bunların en az iki katı yollarda kalmış, en az iki-üç katı katliama uğramıştır. Bu sadece Balkan Savaşı’nın bilançosudur.
Bir Amerikalı tarihçi olan Mc Carthy ve yazar S. Weems Ermeni çetelerinin Anadolu’da 1915 öncesinde iki milyon Türk’ü öldürdüklerini yazmışlar ve söylemişlerdi.
Bütün bunları hiç olmamış kabul ederek ya da yok sayarak tarihimizle hesaplaşacaklarını söyleyenlerin, gerçekte tarihle hesapları olsaydı, önce yukarıda kabaca özetlediğimiz katliamların hesaplarını sorarlardı. Onların niyeti, tarih ile hesaplaşmak falan değil, onların niyeti “Türk milleti”ni tarihten silmek isteyenlere çanak tutmaktır.
Uyduruk soykırım iddialarını, yalanlara ve gizli tanıklara dayalı Kürt katliamı iddialarını gündeme getirenlerin tümünün Türk milleti ile bir hesabı vardır. Bu hesabı görmek ellerinden gelmediği için, dün yaptıkları gibi bugün de büyük devletleri devreye sokarak Türk milleti üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Papa II. Jean Paul’un 1994 yılında “Üçüncü bin yılda son Hıristiyan toprağı da kurtarılacaktır”, ABD eski başkanı Bush’un “Haçlı seferleri yeniden başlamıştır”, “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” şeklindeki sözlerinin anlamı, yukarıdan beri anlattıklarımızı bir kere daha yaşayacağımızın en açık kanıtlarıdır.
Yani, uzun sözün kısası “Dünya Türklüğü” çok büyük bir tehdit altındadır. Bunun iyi algılanması, anlaşılması ve gereğinin yapılması olmazsa olmazdır.
Bugün ülkemize baktığımızda, bu tehdidi algılayabilecek, anlayabilecek ve gereğini yapabilecek bir iktidarın olmadığını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.
Yaşadıklarımız, olaylar karşısındaki tutum ve davranışları, söylemleri, yaptıkları ve yapmaya çalıştıkları çok açık olarak bu iktidarın, Türk milletini tarihten silmeye çalışanlar ile bilerek ya da bilmeyerek işbirliği içerisinde olduğunu göstermektedir. Öyle ise bu iktidardan en kısa zamanda kurtulmak, Türk milletinin bekası için olmazsa olmaz bir koşuldur.
İktidarın durumu böyle de, muhalefetinin farklı mı? Hayır!
Onlar da aynı gemi içerisinde rota kavgası yapan şahıslara benziyorlar. AB, ABD ekseninde gidiyorlar, ama rotayı değiştirmeye çalışıyorlar. Hedef aynı, yol farklı…
Yukarıda anlattığımız faciaları, katliamları, daha doğrusu tarihimizi iyi bilen, iyi anlayan ve algılayan, gereğini yapabilecek tek parti Ulusal Parti’dir.
Ulusal Parti kadroları, mücadelenin emperyalizme karşı verilmesi gerektiğinin bilincindedir. Mücadelenin sömürgeci ile sömürülen, ezen ile ezilen arasında olduğunu iyi bilmektedir. Bu yüzden emperyalizmin bir türlü kabul etmediği Türk Birliği Projesi’ni hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Bu proje, Ulusal Parti programında belirtildiği gibi “… dünya çapında tüm mazlum ulusların ve Dünya Türklerinin emperyalizme karşı birliği” projesidir. Sultan Galiyev’in “Sömürgeler Enternasyonalizmi” düşüncesinden farklı değildir.
Mustafa Kemal’in “Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark (doğu) milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki, terakkiye (gelişmeye) ve refaha yönelik olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.” sözlerinde anlamını bulan emperyalizmle mücadelenin ve mazlum ulusların bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin hayata geçirileceği bir projedir.
Ulusal Parti, bugün yaşanılanların tarihin bir mirası olduğunu, emperyalizmin tarihi düşmanı olmanın sonucu olarak önümüze getirildiğini iyi bilmekte ve anlamaktadır. Hastalığın teşhisini doğru koymakta ve mücadelenin emperyalizm ile yapılması gereğini vurgulamaktadır. Yani düşmanın kim olduğunu ve onunla nasıl mücadele edileceğini iyi bilmektedir.
Bu yüzden Türk Birliği Projesi’ni parti programına ve tüzüğüne almış, Türk Birliği ve mazlum uluslarla birlikte bu mücadelenin daha kolay ve başarılı olacağına inanmıştır.
Ulusal Parti’nin hayata geçirmeye çalıştığı Türk Birliği Projesi, ilk etapta kültürel ve ekonomik iş birliğini içermekte, dünya siyasi arenasında bir ve birlikte ortak hedeflere yürüme şeklinde özetlenebilir.
Siyasi ortaklık, en son düşünülecek geleceğe dönük bir hedeftir. Her devlet, kendi bayrağı altında özgür ve bağımsız yaşamalı, ortak hedefler doğrultusunda bir ve beraber hareket etmelidir. Çünkü, bugünkü siyasi konjonktür bunu gerektirmektedir.
Bugün, Azerbaycan’ın, Türkiye’nin, Kazakistan’ın, Kırgızistan’ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Kuzey Irak Türkmenlerinin ve azınlık olarak yaşadıkları ülkelerdeki Türklerin büyük sorunları vardır. Bu sorunları teker teker ele alarak çözmenin güçlüğü ortadadır. Sorun, “Dünya Türklerinin” sorunu olarak görülmeli ve bütün Türk devletleri bu konuda ortak hareket etmelidir.
Mesela; Azerbaycan’ın Ermenistan ile Dağlık Karabağ sorunu vardır ve ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır. Bu sorun, eğer bu sorun kısa zamanda çözülmezse, bir savaş tehlikesi bile vardır. Bu sorunda Azerbaycan haklıdır ve bütün Türk devletleri, Türk halkları Azerbaycan’ı sonuna kadar desteklemelidir. Uluslararası kuruluşlarda, uluslararası toplantılarda Türk devletleri, tek devlet gibi hareket etmelidir.
Kısaca özetlersek, Ulusal Parti’nin “Türk Birliği Projesi” kültürel, ekonomik birlik, siyasi destek anlamı taşır.
Kültürel birliğin sağlanabilmesi, ortak dil sorununu, ortak alfabe sorununu gündeme getirmektedir. Ortak dil, sorunu hükümetlerin gayret ve desteği ile çözülebilir. Aslında ortak alfabe de aynı şekilde hayata geçirilebilir. Bunlar aslında zor sorunlar değildir. Yeter ki, siyasi irade milletin arkasında dursun.
Fakat, henüz ne ortak alfabe ne de ortak dil yok diye bekleyecek miyiz?
Elbette ki hayır!
Ulusal Parti, bu konuda önemli bir adım atmış durumdadır. İleri Yayınları “Türk Dünyası Kütüphanesi” oluşturma çalışmaları başlatılmış, Özbekistan’ın ve Azerbaycan’ın ünlü yazarlarının eserleri Türkiye Türkçesi’ne çevrilerek yayınlanmıştır. Bu diğer Türk ülkelerini de içine alacak şekilde genişletilecek ve Türk okuruna bir “Türk Dünyası Kitaplığı” hediye edilecektir. Aynı şekilde Türk yazarların eserleri de- Azerbaycan Türkçesi’ne çeviri başlamıştır-Türk ülkelerinde yayınlanacaktır.
Kültürel çalışmalarda folklorun; ortak edebiyatın, ortak tarihin, ortak örf, adet ve geleneklerin bilinmesinin önemini hiç kimse yadsıyamaz. Ulusal Parti, tüm Türk ülkelerinde aynı düşünceyi paylaşan siyasi parti, sivil toplum kuruluşu ve düşünce kulüpleri ile ortak çalışmalar yapacak ve kültürümüzün ana kaynakları araştırılarak halkımızın istifadesine sunulacaktır. Karşılıklı gidiş gelişler, festivaller, konferanslar, bilimsel sempozyumlar düzenlenecek, halkların kardeşliği ve birlikteliği güçlendirilerek gösterilecektir.
Bu bağlamda “Türk Dünyası Sanatçıları Birliği” kurulacak, tüm sanatçıların tek çatı altında toplanması sağlanacaktır. Bu birlik içerisinde, edebiyat, halk bilimi, resim, müzik, tiyatro, sinema , heykel ve mimari sanat şubeleri kurulacak ve her şube kendi alanında çalışmalar düzenleyecektir.
Ekonomideki birlik çok basit bir şekilde formüle edilebilir; kardeşlerimde olan ihtiyaçlarım oradan alınacaktır. Bu bütün devletler için geçerlidir. Bu anlayış, devletlerimiz arasındaki ticari bağları yaygınlaştıracak, ticareti arttıracak ve en önemlisi güveni sağlayacaktır.
Ulusal Parti, bu söylediklerimizi hayata geçirebilmenin çalışmalarını hızlı bir şekilde yürütmektedir. Elbette, yapılacaklar için büyük zorluklar, engeller ortaya çıkarılacak ve bizi yolumuzdan döndürmeye çalışanlar bulunacaktır. Ama, her iş zordur ve mutlaka karşıtları vardı, gerçeğinden hareket ederek bizler, yılmadan görevimizi yapmaya çalışacağız.
Türk devletleri ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler, partimizin yöneticileri tarafından ziyaret edilecek, partimizin amaçları ve yapmak istedikleri yerli halka, siyasetçilere, sivil toplum kuruluşu yöneticilerine ve devlet adamlarına anlatılacaktır.
Bu ziyaretlerde, başta hükümet yetkilileri olmak üzere, diğer siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, yazarlar, ressamlar, müzisyenler, mimarlar, heykeltıraşlar, sinema ve tiyatro sanatçıları birlikleri, bilim akademileri ve üniversiteler ziyaret edilecektir. İmkan ölçüsünde televizyonlardan ve basın toplantılarından yararlanılarak partimiz ve amaçlarımız tanıtılacaktır.
“Türk Dünyası Parlamenter Birliği” kurulması önemli hedeflerimizden biridir. Parlamentolar Birliği, sorunların çözülmesine önemli katkılar yapacak önemli bir kurumdur. Çünkü, tüm kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasi kararlar, parlamentolarda alınır ve uygulamaya konulur. Buralarda ağırlığı olanlar elbette hedeflerine daha kısa yoldan ve daha çabuk ulaşırlar. Ulusal Parti bu gerçeğin farkında olduğu için, bu birliğin kurulmasını, yapılması gereken önemli işlerden biri olarak görmekte ve bu yönde çalışmalar yapmaktadır.
“Türk Bilimadamları Birliği” kurulması çok gerekli hedeflerimizden biridir. Teknolojiyi, eskiden olduğu gibi kendimizin yaratması ve kullanması, ekonomimizin rayına oturması için adeta olmazsa olmaz bir kuraldır. Bunu sağlayacak olanlar bilim adamlarıdır.
Bilim adamlarımızın iş birliği içerisinde olması, bilgi ve görgülerini paylaşması milletimiz için, iyi bir geleceğin temellerini atmak demektir. Bu birlik, bu yüzden mutlaka gerçekleştirilecektir. Bilimsel çalışmalara destek vermek demek, milletin geleceğini garantiye almak demektir. Bu gerçeği iyi anlayan partimiz, bu konularda gereken desteği kesinlikle verecektir. Ve “Türk Bilimadamları Birliği”nin kurulmasına öncülük yapacaktır.
Bütün bu işler, zaman içerisinde geliştirilecek ve bir hedefe yöneltilecektir. Bu hedef “Dünya Türklerinin Birliği”dir. Siyasi olarak bu hedefi önüne koyan tek parti ULUSAL PARTİ’dir. Çünkü, Ulusal Parti Türklerin, kendini Türk hissedenlerin partisidir.
Amacımız, Dünya Türkleri ile bir birlik oluşturarak emperyalizm ile sonuna kadar mücadele etmektir. Hiç kimsenin ne toprağında ne zenginliklerinde ne de bağımsızlıklarında gözümüz vardır. Saldırgan emperyalizmi dünya üzerinden silmek görevimizdir. Bu görevi yerine getirmek için mücadelemizi, her koşulda ve her zeminde sürdüreceğiz.
Ulusal Parti, Türkiye ve Dünya Türlüğü için hedefleri büyük olan tek partidir. Bu bakımdan, kendini Türk hissedenlerin, kendini emperyalizm ile mücadeleye adayanların, dünya üzerinde emperyalizmin bütün sömürü çarklarını yok etmeyi, sömürgeciliğin iş birlikçisi tüm çevrelerin, gericilerin ve bölücülerin egemenliğini ortadan kaldırmayı hedefleyenlerin siyasi alandaki tek temsilcisi Ulusal Parti’dir.
El ele, kol kola, mutlu, refah içerisinde tam bağımsız Türkiye hedefine koşar adımlarla…
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!
(İLERİ, sayı 45-46) |