Ulusal Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Emin Sami Arısoy:
Ulusal Parti:
Kemalist Devrim’in Ayak Sesleri
“Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin milletin bayrağınla çok yaşa”
Uygar Batı ve Mustafa Kemal
Dünyamız, son beş yüzyıldır -giderek keskinleşen- bir “doğu ve batı”, “emperyalist devletler ve sömürülen uluslar” çelişkisi ekseninde dönüyor… Oysa, “uygar batı” ya da “gelişmiş devletler”, yalnızca çalışarak, didinerek, kendi insanının akıl ve beden gücünü, emeğini yoğurarak, insanlığıyla “uygar batı” olmadı. “Gelişmekte olan ülkeler” adıyla üstü örtülmeye çalışılan “ilkel doğu”nun “mazlum millet”leri de yalnızca tembelliği, akılsızlığı ya da insanlarının yetersizliğinden ötürü geride kalmadı. Yüzyıllar boyunca, “batı”, “doğu”yu sömürerek gelişti; “doğu”, özü “batı” tarafından emilerek geri bırakıldı.
“Uygar batı” adıyla bilinen emperyalist, sömürgen yamyamlar, gözünü dünyayı talan etme hırsı bürümüş azgın Haçlı sürülerindeki dedelerinin de deneyimiyle, kendince bilinmeyen “yeni dünya”ların bulunmasına yöneldi yaklaşık beş yüz yıl önce. Yeni haydut, katil, soyguncu sürüleri olarak Amerika, Afrika, Asya ve Avustralya’ya ayak bastı. Yerkürenin dört bir köşesini, toprak altı, toprak üstü varsıllıkları, insanı, hayvanı, kurdu kuşu, madeni, suyu, petrolü ve akla gelen her şeyiyle soydu, sömürdü, talan etti, ülkesine taşıdı; yaktı, yıktı, öldürdü, yok etti… Amerika anakarasında “karaderili”lerin işi ne?!. Amerika anakarasındaki yüz milyon “Kızılderili” nereye gitti?!.
Bu insanlık dışı, acımasız sömürü, soygun düzeni, engelsizce sürerken, yirminci yüzyılın başlarında karşısında Mustafa Kemal’i buldu…“Uygar batı”nın, “vahşi, cahil, geri doğu” insanlarına “uygarlık, insanlık, bilim”, sonraki yıllarda da “özgürlük, insan hakları, demokrasi” götürme kılıfıyla sürdürdüğü, dünyayı paylaşarak sömürme çarkı, Osmanlı yıkılırken, Anadolu topraklarında şayak kalpaklı sarışın bir kurtla karşılaştı ve durmak zorunda kaldı…
Büyük Türk Ulusu’nun eşsiz Ata’sı, dünyanın “mazlum millet”lerine, tarihte ilk kez, emperyalizmin yenilebileceğini gösterdi. Ulusuna bağımsızlığını kazandırmanın yanı sıra, Nasır’ların, Che’lerin, Ho Şi Minh’lerin, Arafat’ların eline de emperyalizme karşı ölümüne savaş; “Ya İstiklâl Ya Ölüm!..” bayraklarını verdi.
Ulusumuzun bağımsızlık savaşı, başka ezilen ulusların bağımsızlık savaşlarını ateşledi. Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, dünyanın “uygar batı” tarafından sömürülmesi giderek zorlaştı; “gelişmiş ülkeler”in dünyanın paylaşılarak sömürülmesine ilişkin planları bozuldu, yürürlüğe istendiği gibi konulamadı. Öylesine ki, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Bağımsızlık Savaşı olmasaydı, bugün önümüze sürülen Büyük Ortadoğu Projesi adlı sömürü planı, neredeyse bir yüzyıl önce “Sevr” olarak yaşama geçirilecekti.
Büyük Türk Ulusu, Ata’sı ve Bağımsızlık Savaşı’yla, Türklerin tarihsel coğrafyasında “uygar batı”nın sömürü ağlarının, yeniden, istendiği ölçüde örülmesini en az yüz yıl geciktirdi. Bu arada dünya da o eski daha kolay sömürülebilir dünya kimliğini bir ölçüde yitirdi… Bu nedenle, “uygar batı”, Mustafa Kemal’i ve O’nun Türk Ulusu’yla birlikte emperyalizme karşı şanlı direnişini ve zaferini unutamaz…
“Çağdaş” Türkiye; Bir “Çok ‘Party’li Demokrasi”…
O çaresiz gün geldi ve eşsiz önderimizi yüreklerimize uğurladık… Ve daha 1930’lar bitmeden “uygar batı” bu kez kapımızı çaldı. Ata’mızın ölümü ertesinde hemen başlayan “karşıdevrim” sürecinde, Mustafa Kemal’in “yol arkadaşları”nın kılavuzluğuyla, elini “uygar batı”ya veren Türk Ulusu, bir daha da o ülkelerden kolunu, giderek bedenini ve boynunu kurtaramadı; sonunda başına çuval geçirilmesine bile razı oldu, çaresizce…
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’de tek bir yabancı asker bile istemediğinin altını defalarca çizdirtmişti Lozan görüşmelerinde o yıllarda; bugünse Türklerin Ülkesi, ABD ve NATO askerlerinden -ve bayraklarından- geçilmiyor… Atatürk’ün döneminde, O’nun kurduğu ülkede herhangi bir yabancı siyasal yapılanmanın yerleşebileceğini insanın aklı alamazdı. O, ulusunun egemenliğinin simgesi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmuş ve ulusuna armağan etmişti… Oysa bugün aynı “meclis”, Türkiye’deki en büyük ABD üssü olarak Anıtkabir’i seyrediyor her sabah…
Mustafa Kemal’i yüreklerimize uğurladık… Sonra CHP’ler, DP’ler, AP’ler, DYP’ler, ANAP’lar, DSP’ler, MHP’ler, RP’ler, AKP’ler… “Çok partili demokratik parlamenter rejim” adı altında bir “hisseli harikalar kumpanyası”… “Atatürk Türkiyesi”nde, dinci (inanç satıcısı) bir devlet düzeni kurma amacını saklamayan, “Demokrasi bizim için amaç değil araçtır,” diyen şeriatçı “party”ler, cezaevindeki teröristbaşınca yönetilen Kürtçü, ırkçı, bölücü “party”ler ve artık hemen hepsi “made in USA” durumunu almış diğer “party”lerden oluşan bir “çok ‘party’li demokrasi”…
Ulu Önder’in kurduğu partide O’nun koltuğuna oturmaktan çekinmeyen, ama “Ben Türk’üm” diyemeyen, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyemeyen, Mustafa Kemal’i 1936’daki “Dersim Ayaklanması”nı bastırdığı için –dolaylı da olsa- eleştirebilen “party” başkanları…
Sabırlı Türk Ulusu…
Türkiye; çok “party”li “çağdaş” bir “demokrasi”… Ulu Önder’ince on beş yıl boyunca uygulanmış ve Kemalist Devrim’in omurgası olmuş “altı ok”u rafa kaldırılmış ve sonunda soluğu emperyalizmin kanatları altında almış, emperyalist devletlerin zincirlerine sığınmış “çağdaş” bir uydu devlet… Ve devletinin “çağdaş uygar batı”ya teslim olmuş durumunu suskun yüreği ve gözleriyle seyreden sessiz, sabırlı Türk Ulusu…
“Çağdaş batı” ülkelerinden Fransa’da 2010’da bile bir “sömürgelerden sorumlu devlet bakanı” olduğunu, “müttefik”i ve “çağdaş batı”nın ağababası ABD’nin halen süren Irak istilasında bir buçuk milyon Iraklıyı kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden, kimi zaman önce tecavüz ederek, kimi zaman camilere toplayarak, kimi zaman postallarıyla çiğneyerek öldürdüğünü bilen sessiz ve sabırlı Büyük Türk Ulusu… Ordusu tutukevlerine atılmış, ülkesinin yönetimi ABD beslemesi şeriatçılarca ele geçirilmiş, aydınları susturulmuş, dönekleşmiş, emperyalistlerce devşirilerek “sömürge aydını” yapılmış sabırlı Türk Ulusu…
“Bütün Bu Ahval ve Şerait İçinde…”
O çaresiz gün geldi ve eşsiz önderimizi yüreklerimize uğurladık yetmiş iki yıl önce. O’nun, o günlerde ve sonrasında, ezilen ulusların emperyalizme karşı savaşlarına bayrak olmuş ülkesi, soysuzlaşmış yöneticilerinin elinde “uygar batı” devletlerine satıla satıla, bugün, o devletlerin, bağımsızlığını yitirmiş, siyasal, ekonomik, askersel bir uydusu durumunda…
Öyle ki, “İstiklâl harbi”nin üstünden daha bir yüzyıl geçmeden, Türkiye Cumhuriyeti yeniden bölünme ve parçalanma tehdidi ve tehlikesiyle yüz yüze… Büyük Türk Ulusu’nun ulusal birlik duygusu, siyaset soytarılarının “Türk’üm demek ayrımcılıktır”, “Etnik kimlik şerefimizdir” türünden dangalakça söylemleri doğrultusunda aşağılanmış, aşındırılmış, zedelenmiş… Türklerin Ülkesi, aradan geçen bunca yıldan sonra yeniden “hasta adam” konumunda…
Emperyalizm devşirmesi sömürge aydınları, artık açıkça “bölünmenin yararları”ndan söz ederken, Türkiye’nin ve “basireti bağlanmış” sabırlı Türk Ulusu’nun, mevcut siyasi “party”leriyle bu dipsiz uçurumu aşması ve bölünmez bütünlüğünü koruması artık söz konusu değil… Çünkü artık Türkiye’de cumhuriyet yönetimini Mustafa Kemal’in kurduğu ve uyguladığı biçimiyle benimseyen bir siyasal parti yok… Çünkü artık ülkemizde, Kemalist Devrim’in “altı ok”unu bütünüyle, ödünsüz, tartışmasız, yürekten sahiplenen ve savunan bir siyasal parti yok… Çünkü onlar oldukça uzunca bir süredir birer siyasal “party”…
Türklerin Ülkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesi ve kuruluş yıllarında olduğu gibi, yine dışarıdan -bu kez hemen hepsi “dost ve müttefik”- emperyalist devletler, içeriden de yine onların güdümündeki etnik, ırkçı, bölücü güruhlar ve inanç pazarlamacısı şeriatçılarca bölünmeye, parçalanmaya, yok edilmeye çalışılıyor. Bu olumsuz ortam ve koşullara karşı, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk devletini, Türk Ulusu’nu sahiplenecek, onun bölünmez bütünlüğünü, ulusal kimliğini ve aydınlık yarınlarını savunacak bir siyasal partiden yoksunuz… Türkiye’nin siyasal “party”leri, ülkemizi ve Türk Ulusu’nu parçalanarak yok olma yazgısından koruyacak, kurtaracak; Türkiye Cumhuriyeti’ni yeni bir Atatürkçü iktidarla ayağa kaldıracak yapı, ülkü ve düşünden yoksun…
“Bütün bu ahval ve şerait içinde”, Büyük Türk Ulusu, o inanılmaz büyüklükteki sabrı ve yazgısının sonuna ilişkin “acaba ne olacak” merakıyla, sessizce bir kurtarıcı bekleyerek, sonu belirsiz bir geleceğe doğru suskunlukla koşuyor…
Ulusal Parti: Kemalist Devrim’in Ayak Sesleri…
Oysa, “mazlum milletler”e emperyalistlerce tasarlanan yazgıların, ancak onların anladığı dilden konuşularak ve onların kullandığı yöntemlerle yırtılıp çöpe atılabileceğini uzun yıllar önce gösterdi ve öğretti Ulu Önder bize… Çok iyi biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti’ne “uygar batı”ca çizilen bölünme ve yok olma yazgısı, ancak Kemalist Devrim’i bayrak edinmiş, eşsiz önderini ve O’nun devrimlerini, O’nun “altı ok”unu ödünsüz sahiplenen; Türk Ulusu’nun bölünmez bütünlüğünü, “tek devlet (Türkiye Cumhuriyeti), tek ulus (Büyük Türk Ulusu), tek bayrak (şanlı ay yıldız), tek dil (Türkçe)” ülküsünü ödünsüz savunan yeni bir Atatürkçü parti; Atatürk’ün partisi kurularak sağlanabilir.
Atatürk gençliği, Ata’sının kendisine “hitabe”sini unutmadı, unutamazdı… Atatürk gençliği, Kemalist Devrim’i bu topraklarda bir gün mutlaka tamamlamak, iç ve dış düşmanlarını yeniden “denize dökmek”, emperyalizmi bir daha geri gelemeyecek biçimde ülkesinden kovmak, bölücü ve şeriatçı vatan hainlerini kendi pisliklerinde boğmak üzere, TÜRKSOLU hareketi olarak yeniden doğdu, büyüdü, örgütlendi, yayıldı ve Ulusal Parti’yi kurdu.
Ulusal Parti, “Mustafa Kemal gibi düşünen, Mustafa Kemal gibi olmaya, yapmaya, davranmaya çalışan, Mustafa Kemal gibi duran” Türklerin partisi olmak üzere kuruldu…
Ulusal Parti, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Büyük Türk Ulusu’nun sorunlarının, ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün “altı ok”u yaşama geçirilerek ve O’nun gibi davranarak, O’nun yöntemleriyle giderilebileceğini çok iyi bilmekte ve Türk Ulusu’na Atatürk’ün partisi, Kemalist Devrim’in partisi olma sözü vermektedir.
Ulusal Parti Kemalist Devrim’in ayak sesleridir, devrimin partisi olacak ve onu mutlaka tamamlayacaktır…
Ulusal Parti, gerçek Atatürkçülerin, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene…” diyebilenlerin, “Türkiye Türklerindir…” gerçeğini benimseyenlerin ve Büyük Türk Ulusu’nun partisi olacaktır…
Ulusal Parti, Mustafa Kemal Paşa’nın, askerinin, milletinin, bayrağının partisi olacaktır…
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk ülküsü…
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye…
Yaşasın Kemalist Devrim…
“Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin milletin bayrağınla çok yaşa” (İLERİ, sayı 45-46) |